Sitemizde şiirleri yer alan şairlerimizden H. Osman Saraç'ın ilk şiir kitabı Meram Yayıncılık tarafından yayınlandı.
dert yakar içimizi, sanat olur acımız. acıya şiir yazdık; yazmaktır ilacımız...
Acılar Mesaide Gökhan Karaduman Birleşmiş Yazarlar, Şairler ve Bestekârlar Derneği
"Acılar Mesaide–Bu Son Gidiş" adlı 2.şiir kitabı Birleşmiş Yazarlar–Şairler ve Bestekârlar Derneği tarafından yayımlanan Gökhan Karaduman’ın kitabında yine ayrılıklar, kavuşmalar, aldatılmak kısacası Aşk’a dair bir çok şiirin yanında Dostluk ve hayata dair şiirleride okuyacaksınız...
Sevgiye atıf seni görmek istedi gözlerim kaybedilmiş yılların uzunluğunda seni tutmak istedi ellerim ellerinin dingin sıcaklığında usulca aldım seni hayalime öyle sıkı tuttum ki seni ufalttım neyi kaybettiğimi bilmeden!
Küllenmiş sevdam Alevlendi bugün Seni düşündüm Seni düşünmenin Zamanı mıydı? Seni bana anımsatan Güle uğradım Gül boynunu eğdi Utandım Utanmanın Zamanı mıydı?
Çocukluk evimizin terası gün batımında Toros Dağları’na bakıyordu. O terasın sonsuzlukla bağlantılıymış gibi durmasında en az Toros dağlarının görüntüsü kadar,
Doğan Hızlan, eskilerin ifadesiyle nevi şahsına münhasır bir edebiyat adamı. Tam bir İstanbul beyefendisi. Kimilerine göre ‘edebiyatımızın cumhurbaşkanı’. 50 yılı aşkın süredir eleştiri ve deneme türünde yazılar kaleme alıyor.
Nuriye Akman’ın yeni romanı Örtü’nün (Doğan Kitap) Hz. Mevlana’dan alınmış olan mottosunu okurken Wittgenstein’ın bir cümlesi çağrıştı: ‘Dil, düşünceyi örter.’
Kırmızı bir gül goncasını koklarken toprağın hakkını teslim etmek gerek. Gül goncasının yanında, toprağın soluk ve mütevazı yüzü bize o güzel kokunun kaynağını işaret eder.
Antonio Tabucchi’nin (d. 1943) 1985 yılında yayımladığı Piccoli equivoci senza importanza adlı öykü kitabı, Önemi Olmayan Küçük Yanlış Anlamalar adıyla Türkçe’ye kazandırıldı.
masallar, çocuklar için yazılır ama bir yetişkinin kaleminden çıkar. Masallar esas olarak yetişkinlerin sorunlarını ele alır. Ancak tam da bu yüzden çocuklar için yazılır ve onlar tarafından okunur.
Her büyük oluşum küçük bir çekirdekle başlamıştır. Nebiler Sultanı Hz. Muhammed (sas) on dört asırdan beri dünyaya huzur ve mutluluk kaynağı olan İslamiyet’i anlatmaya başladığında, etrafında üç dört kişi vardı.
Her kitabın, hayata bir müdahale olduğu tezi, inkâr edilmez bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Buradaki ‘müdahale’ sözcüğünün, dilimizdeki yaygın anlamıyla kullanılmadığını söylemeye gerek var mı?
Cem Mumcu etrafında ve dünyada olup bitenlerin kendi içinden nasıl geçip gittiğini, ne izler bıraktığını gözlüyor. Yaşama dair, dünyaya dair, o ana, düne, yarına ve olan biten bir sürü şeye dair hissettiklerine, düşündüklerine bakıyor... Sonra çırılçıplak soyunup içini açıyor bize... Ve kendisi görürken bizlere de gösteriyor. Cem Mumcu'nun on yılı aşkın süredir yazdığı yazılar bu kitapta bir araya getirildi. Futboldan teröre, aşktan ilişkilere, sinemadan cinselliğe, Internet'ten mizaha dek çok çeşitli ve güncel konuların yazarın içinden geçişine tanık oluyoruz...
GÖLÜ EMEN MEKTUP
Türkçe yayımlanan "Sessizliğin Bekçisi" ve "Dikenler Sarayı"ndan sonra, genç kuşak şairlerimizden Kadir Aydemir'in üçüncü şiir kitabı. Gölü Emen Mektup, Azerbaycan'da Azerice'ye çevrilerek yayımlandı. Paralel Şiir Kitaplığı'nca yayımlanan Gölü Emen Mektup, şairin Dikenler Sarayı adlı şiir kitabının yanında yeni şiirlerini de kapsıyor. Oktay Hacımusalı'nın editörlüğünü yaptığı Genç Türk Şiiri dizisinin 2006 içinde tamamlanması planlanıyor. Dizide Kadir Aydemir’in ilk kitabından sonra Şeref Bilsel’in şiirleri Azerice'de yayımlanacak.
DİLİMDE TÜY BİTTİ
Sevgi Özel’in Çınar Yayınları’ndan yeni kitabı... O, yıllardır Dil Devriminin yanında yenilenen Türkçeyi savunmak, dilin aldığı yaraları onarmak için çabalayanlardan biri. Onun gibi savaşım verenler de “Dilimizde tüy bitti!..” dese yeri. Türkiye’yi yabancı adlandırma sardı; ama yasayla korunan Harf Devrimi, hiçbir yetkilinin usuna gelmiyor, yabancı adlandırma, “evrensellik, küreselleşme” diye kışkırtılıyor. Sevgi Özel gibi dilseverler, kuşkusuz ülke ve Türkçe için çalışmayı, savaşımı sürdürecekler. “Halk bunu istiyor” diyerek abuk sabuk, iğrenç, saçma olan ne varsa öne çıkararak tek sözü, tek “canlı performans”ı, tek şarkısıyla “hit”lik “mit”lik sevdasındaki “bit”leri; “Yanlış anlaşıldım” diyerek toplumu yanıltanları kullandıkları dil ele veriyor artık.
ECİNNİLER
Varoluşçu felsefenin temel kaynaklarından biri kabul edilen ve birçok çağdaş dünya yazarını büyük ölçüde etkileyen Dostoyevski, günümüzde en çok okunan 19. yüzyıl yazarları arasında ön sıralarda. İnsanın iç dünyasını, karmaşık yapısını, ikilemlerini olağanüstü bir açıklıkla yansıtan yazar modern roman anlayışı üzerinde yönlendirici bir rol oynadı. Patetik bir hava ve derin bir psikolojinin egemen olduğu yapıtları Dostoyevski'nin huzursuz, sinirli, aşırı duyarlı kişiliğinin izlerini taşır. Duygu ve ideolojinin büyük bir ustalıkla bağdaştırıldığı bir yapıt olan Ecinniler'de, Dostoyevski nihilizmin, tanrısızlığın ve Batı düşüncesinin Rus devrimcileri üzerindeki olumsuz etkilerini sergiler. Engin Yayınevi, Çeviri: İsmail Yerguz-Engin Özden Baskı: 1992
KADIN VE KOCASI
Bir roman Türkçe'ye nasıl çevrilmemeli? Bu sorunun yanıtını merak ediyorsanız, bu kitabı "okuyamamak" üzere alın. Bilge Erkut çevirmiş. Noktalama işaretlerini unutmuş. Cümleler birbira ardına dizilip gidiyor. Konuşma çizgilerinin ne olduğunun farkında değil. Asıl ilginci Doğan Kitap editörünün böyle bir çeviriye nasıl "Olur" verdiği. Bu sitede tanıttığımız "Aşk Hayatım"daki özenden bu kitapta eser yok. Bir kadın, bir erkek, bir çocuk. Normal bir hayat: aile hayatı. "Kadın ve Kocası" işte bu sıradanlığı sorguluyor. Mutlu bir evliliğin ani bir hastalıkla şekil değiştirdiği bir roman bu. Tabii sonuna kadar okumaya tahammül edebilirseniz. 297 Sayfa. Doğan Kitap Yayını 2. Baskı 2003 Çeviren: Bilge Erkut
LANETLİLER
Çağdaş Amerikan öykücülüğünün en önemli isimlerinden biri Joyce Carol Oates. "Grotesk" öykülerden oluşan bu kitap Amerika'da yayınlandığında, gerek edebi yoğunluğu gerekse çok katmanlığıyla tüm eleştirmenleri şaşkına çevirmiş, zengin anlatımıyla binlerce okuruna unutulmaz saatler yaşatmıştı. Joyce Carol Oates'un sınır tanımayan yaratıcılığı, klasik hayalet öykülerinden ustaca çizilmiş psikolojik portrelere kadar birçok farklı seçenek sunuyor. Kitap, sizi yazarın hayal gücüne hayran bırakacak ama her şeyden öte gerçekten 'korkutacak". Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çeviri: Alev Bulut, 2002 basımı.
KISIRDÖNGÜ
Saramago'nun bu kitabının kahramanları eşyalar. Devrilen bir sandalyeyle birlikte son bulan bir yaşam, sürücüsünü rehin alan bir araba, saldırgan kapılar, insanlardan köşe bucak saklanan posta kutuları, park sıraları, asansörler. Esiri olduğumuz eşyalardan yola çıkıp sevinçleriyle, acılarıyla, umutları ve hayal kırıklıklarıyla yaşam denen kısırdöngü anlatılan. Ölümden kaçmak isteyen, mezar taşı görmeye tahammülü olmayan bir kralın öyküsü de var, türünün son temsilcisi bir senatorün günümüz dünyasında yaşadıkları da. Saramago'nun olağanüstü düş gücüne, keskin mizahına hayran olacaksınız mükemmel bir yapıt. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çeviri: Soner Bilgiç, 2001 basımı.
OKYANUSTAKİ KRALLAR
Hagen: Geçmişi meçhul, rüzgâr nereye eserse oraya savrulan eski bir tavla oyuncusu. Richard: Ölümcül bir hastalığa yakalandıktan sonra işinden ayrılan ve her şeyden vazgeçen eşcinsel bir reklamcı. Lidia: Yukarıdaki ikilinin yaşamlarına birdenbire giren bir ressam; Hagen'in mucizevi aşkı. Almanya'da kış yaklaşırken, doktorlar Richard'a en fazla altı ay ömür biçer. Richard kışın ölmek istemez. Hagen'le birlikte sıcak bir ülkeye gitmeye karar verir: Karayipler'e... Fakat yanlarındaki uyuşturucu nedeniyle, ikilinin Karayipler yolculuğu ABD'de sona erer. Frankfurt'a döndüklerinde havaalanında Lidia'yla tanışııp İtalya'ya gitmeye karar verirler. Doğan Kitapçılık, Çeviri: Ayşe Bige Göktuğ, 2000 basımı.
ZAHİR
Ünlü, başarılı, zengin bir yazarın savaş muhabirliği yapan karısı Esther bir gün ansızın ortadan kaybolur. Esther kaçırılmış mıdır, öldürülmüş müdür, yoksa kocasını mı terk etmiştir? Çok sevdiği karısını bulmak için yanıp tutuşan yazar, Esther'in en son birlikte görüldüğü Kazak genci Mikhail'le birlikte Orta Asya steplerine uzanan bir yolculukta bulur kendini. Coelho'yu, Simyacı, On Bir Dakika, Veronika Ölmek İstiyor romanlarıyla tanışorsunuz. Zahir'de günün modasına uyup Doğu mistizmine yönelmiş. Yayıncısı, "Belleklerden silinmeyecek bir hikaye" diyor. Ama son sayfayı bitirdiğinizde, kitap aklınızdan çıkıp gidicek. Can Yayınları, Çeviri: Ayşegül Hatay, 2005 basımı.
MEŞUGA
Aktörler ve sahneler değişse de, savaş oyunları hiç bitmiyor. Nobel Ödüllü yazar Isaac Bashevis Singer'in en önemli kitaplarından Meşuga, Holokost'tan kurtulup 1950'lerin başında New York'a yerleşen bir grup Yahudinin çalkantılı yaşamı ekseninde, dünyanın içine sürüklendiği çılgınlığı gözler önüne seriyor. Yeni bir savaş oyununa tanıklık ettiğimiz, yeni bir "demagog"la karşı karşıya olduğumuz bir dönemde Singer'in bu anlamlı kitabı daha da anlam kazanıyor. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, Çeviri: Aslı Biçen, 2003 basımı.
DİLE GELEN ANADOLU-İSTANBUL
Gazeteci-yazar, 1. Ulusal Nasreddin Hoca Gülmece Öyküsü Yarışması birincisi Nurettin İğci'nin çocuklara yönelik kitabı. Sevgili Ozan kardeş, 10-15 yaşları arasındaki diğer arkadaşları gibi güzel yurdumuzu geziyor; anıt yapılarımızı, tarihi ve mimari önemi olan yapıtlarımızı ve doğal güzelliklerimizin günümüze değin kalan özelliklerini tanıtıyor. Ülkemizi tanımak adına yazılmış kısa yazıları okura sunarken; diyalog yöntemi seçilmiş. Ozan sorular soruyor; yanıtlar arıyor ve alıyor. Ne, ne zaman, kim tarafından yapılmış ve doğal/kültürel zenginliklerimiz nasıl bir süreç sonrası bugünlere kalmış? Bunları basit ve keyifli bir sohbet aracılığıyla öğretiyor.
RUKAS
İsmail Güzelsoy'un Banknot Üçlemesi adını verdiği ve birbirinden tümüyle bağımsız romanlardan oluşan dizinin ikinci kitabı. Bu dizinin kitaplarının tek ortak noktası banknotun, yani kağıt paranın gizli bir başrol oynaması. Rukas, paranın yüzünden hayatı okuyan Salih'in bir Boğaz kasabasına dağıttığı sırrının peşinde, yine birbirine açılan öykülerle sürüyor. Bir masal kahramanına dönüşmüş olan Salih'in sırrını çözmek Rukas'a düşecektir. Çünkü onun da sırrı gizlidir Salih'te. Bir kez daha bir macera kitabı okuyacaksınız İsmail Güzelsoy'un elinden. Everest Yayınları, 2006 basımı.
"Temel ilke, Türk Ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlar önünde uşaklıktan öte bir gözle görülmeye layık olamaz.. Oysa Türk Ulusunun onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Öyleyse ya bağımsızlık ya ölüm. İşte gerçek kurtuluşu isteyenlerin parolası bu olacaktır."
Türk halkı, 60 yıldır bütün iç ve dış saldırılara karşı bugüne dek direndi, direnmeye devam ediyor. Ancak özellikle son 30 yılda uygulanan dış kaynaklı politikalarla, bağımsızlıktan yana olan ulus güçleri, hem siyasi hem de ekonomik yönden ezildiler. Beslenip büyütülen işbirlikçilik, çeteleşen siyaset ve hepsinden önemlisi sınırsız haksızlık ve talan ile artık Cumhuriyetin varlığı tartışılıyor. Halk yoksul ve yoksulluğu giderek artıyor. Halk deyimiyle, "at iziyle it izi" birbirine karışmış. Türkiye iyi yönetilemiyor. Ülkede bir iktidar boşluğu yaşanıyor. Türk halkının emperyalizme karşı direnci, eğer örgütlenmezse, ulusal varlık kendisini uzun süre kendiliğinden koruyamaz. Zira ülkemizin bütünlüğüne yönelik tehditler, artık uygulanmaya başlandı. Dış kaynaklı yapay ayrılık ve düşmanlık yaratma girişimleri, halkımızın tarihten gelen birlik ve dayanışma geleneklerine kalıcı zararlar veriyor. Buna karşın, halka öncülük edecek ulus güçleri, örgütsüz ve güçsüz durumdalar. Aydınlar, işçiler, ulusçu işadamları, köylüler, esnaf ve sanatkârlar, gençler, öğretmenler ve memurlar ağır ekonomik sıkıntılarla, umutsuz bir dağınıklık içindeler. Türkiye'nin bugün getirildiği yer "iyi değildir". Bu doğrudur. Ancak, tüm olumsuzluklara karşın yaşanan sorunların üstesinden gelecek, tarihsel birikime ve güce sahibiz. Öncelikle, emperyalizme karşı ilk ulusal kurtuluş savaşını kazanan Kemalist harekete sahip olmak, başlı başına bir güç kaynağıdır. Bu hareket, ülkenin ve halkın en zayıf anında, dünyanın en güçlü devletlerine karşı başarılı olmuş bir halk direnişini temsil eder. Bugün önemli olan, onun ilkelerini günün koşullarına uygun olarak yaşama geçirmektir. (...) Bugün, aydınların temel ve acil görevi, tüm ulus güçlerinin birliğini sağlamaktır. Bu görev, günümüzde aydın olmanın da temel koşuludur. Ulusal birlik temelindeki tam bağımsızlık mücadelesinde, emperyalizme ve yerli uzantılarına karşı tavır almayanlar, kendilerine ne ad verirlerse versinler aydın ya da demokrat olamazlar. Türkiye'nin, yeni bir "Kurtuluş Savaşı" na gereksinimi var. Bunun için bize gerekli olan ideolojik birikim ve mücadele geleneğine sahibiz. Kemalizmin; ülkeyi ve halkı tanıma, ona güvenme, dünya siyasetini ve bölgesel sorunları kavrama, bağımsız ideoloji, erişilen tarih bilinci, bilinçli anti-emperyalist tavır, özgüven ve tam bağımsızlıkta kararlılık, ulusal birliği sağlama becerisi, askeri ve siyasi örgütlenme yeteneği ile oluşan mücadele anlayışı, güncelliğini belki de daha etkin olarak koruyor. Mustafa Kemal'in yaptığı yapılmalı, Türk halkı kendi kaynaklarına dayanarak emperyalizme karşı örgütlenmelidir. Herkes, ulusal haklar için, yani kendi geleceği için, konumuna ve gücüne uygun düşen bir çaba içine girmelidir. Herkesin ülkesine karşı yapabileceği bir şey vardır. Haklarına ve geleceklerine sahip çıkıp mücadele etmeyenler, özgür olamazlar. Bu gerçek kavranmak, gereği yapılmalıdır. Ulusal bağımsızlığın korunarak halkın gönencinin sağlanması, örgütlü olmaktan ve mücadele etmekten geçer. Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözleri hiç unutulmamalıdır: "Bir milletin yüzü gülüyorsa o millet mutludur. Bir ülkede yüzü gülmeyen insanlar çoğunlukta ise, o ülkenin yöneticilerini değiştirmek gerekli olmuş demektir."
Yıl, 1933; mevsim, kış. Yer, Ankara tiren istasyonu. Akşam üstü. Gazi, yurt gezisine çıkacak, gar dolup taşıyor onu uğurlamaya gelenlerle. Gazi tirene bineceği sırada bir köylü kalabalığı yararak koşa koşa onun yanına ulaşmayı başarıyor, ayaklarına kapanıyor. Yaverleri, ilgililer köylüyü tutup götürmek istiyorlar. "-Bırakın!..." Kendisi eğilip kaldırıyor köylüyü. "-Nasılsın yurttaşım?" "-İyiyim Paşam, iyiyim." "-Senin iyiliğine memnun oldum. Benden ne istiyorsun?" "-Hayır Paşam, bir şey istemiyorum." "-Niçin geldin öyleyse?" "-Seni gördüm, kendimi tutamadım, ayaklarına kapanmak istedim." "-Yok, sen benden bir şey istiyorsun, söyle bana yapacağım." "-Sağlığından başka bir isteğim yok Paşam." "-Ben biliyorum senin istediğini, sen benimle kucaklaşmak istiyorsun." Köylü yoksul, üstü başı dökülüyor, üstelik giysileri kirli. Gazi, sarılıyor köylüye, kucaklıyor onu, bağrına basıyor, yanaklarından öpüyor. O sırada orada kalabalık arasında bulunan Feridun Cemal Erkin diyecektir ki: "Etrafıma baktım, herkes mendili çıkarmış ağlıyordu." (...)
O, Cumhuriyet'in 3.yıldönümünde tribünlerden inip, çevresindeki asker çemberini kaldırtıp, yaverini de uzaklaştırıp halkla birlikte, ellerini iki vatandaşının omuzlarına dayamış yürürken duyduğu mutluluğu tatmak isteyecekti hep. Halk nasıl da kendiliğinden onu incitmemek için arada bir boşluk bırakmıştı o gün. Epeyi yürümüşlerdi öylece. "-Artık otomobile binseniz..." demişti birileri. Onlara dönüp demişti ki: "-Sen belki ömründe sevmişsindir. Fakat hiç sevildin mi? Bundaki zevk hiçbir şeyde yok. Hele âşıkın Türk milleti olursa!..." Ve eklemişti: "-Beni bu zevkten biraz daha ayırmayın..." (...)
Aradan yıl geçecek... Cumhuriyet'in 12. yıldönümü için dövizler hazırlanmış: "Atatürk bizim en büyüğümüzdür", "Atatürk bu milletin en yükseğidir", "Türk milleti asırlardan beri bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı"... böyle sürüp gidiyor. Atatürk, bunları tek tek gözden geçirmekte ama, hiçbirini beğenmeyerek hepsinin üstünü çizmekte... Kalemi eline alarak asılacak dövizi kendi yazacak: "Atatürk bizden biridir."
"Bir ulusun ekonomisi yabancıların eline bırakılamaz. Durumu düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan öğüt almak, bütün işleri Avrupalılar'ın emellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi düşünceler belirdi. Oysa hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin. Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir."
İnsanlık tarihinde Kopernik, Galileo ve Darwin gibi öncülerin önemini biliyoruz. Bu tür kişiler gelecekte de çıkacaktır, elbet. Onları çalışmalarında engellemek, tuttukları ışığı söndürmek, yaşam ortamımızı çoraklaştırmakla kalmaz, bizi yeni bîr karanlık çağa sokar; tıpkı, parlak Antik Çağ'ı bildiğimiz Karanlık Çağ'ın boğması gibi. Yeni gerçeklerin ortaya çıkması pek çok kimsenin, özellikle iktidar sahiplerinin rahatını kaçırır, dahası tepkisine yol açar. Öyle de olsa, sürüp gelen bağnazlığın militan fanatizmi karşısında en büyük umut dayanağımız bilgelikle birleşen bilgidir. Bilgi edinmede, bilimsel yöntem dışında izlenecek başka bir yol yoktur; bilimin erişemediği bir şeyi bildiğimiz savı bir safsata olmaktan ileri geçmez.
Bertrand Russell
* 1001 Kitap içinde arama yapmak için alttaki kutucukda site:1001kitap.com yazısından sonra bir boşluk bırakarak aradığınız sözcüğü yazmanız ve Google resmine basmanız yeterlidir.
İngilizce yazan İranlı yazar Shusha Guppy’nin ülkesinin masallarını anlattığı kitabı Gülüşün Gizi geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Guppy, İran Edebiyatı Günleri kapsamında 14 Ekim’de İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bir konuşma yapmak üzere bu hafta içinde Türkiye’ye geliyor.
Pierre Bourdieu, kendi kuşağının sosyal bilimcilerinden, kuram ve ampirik araştırmadan birini diğerine tercih etmemekteki kararlılığı ve bizatihi felsefe ve sosyal bilim alanlarının sosyolojisini yapmaktaki ısrarıyla ayrılır. Pratik Nedenler, onun yaklaşık elli yıla yayılan çalışmalarından doyurucu bir kesit sunuyor.
Arap dünyasının Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk yazarı olan Necip Mahfuz 95 yaşında öldü. Kırktan fazla romanı, otuz kadar senaryosu, sayısız öykü ve makalesi bulunan Mahfuz, genellikle Kahire’de yaşayan sıradan Araplar’ın öykülerini anlatmış, uzun yaşamında Arap edebiyatına tek bir yazarın katabileceğinden çok fazlasını katmıştı.
Görüntü yönetmeni Blain Brown’un yazdığı, yine bir görüntü yönetmeni olan Selçuk Taylaner’in çevirdiği Sinematografi, Türkçe sinema yazınında önemli bir eksikliği giderme iddiasında. Kitap, sinema profesyonelleri ve öğrencilerinin yanı sıra sinemaseverler ve video kamera kullanıcıları için de yararlı bir kaynak.
Gençliğinde asker olmak isteyen Amerikalı yazar William Faulkner, boyu kısa olduğu için ABD ordusundan çıkarıldıktan sonra Kanada’ya giderek bu ülkenin hava kuvvetlerine katılmış ve savaş pilotu olarak eğitilmişti. Ancak görevli olduğu bölgede hava kuvvetlerine hiç iş düşmediğinden dolayı tek başına bir uçuş yapmaya fırsat bulamadan ordudan ayrılmak zorunda kalmıştı.
LİNKLER
Özgün kitap eleştiri ve tanıtımlarının yer aldığı, Türkçe içerikli sitelere ulaşmak için tıklayın
İLETİŞİM
Eleştiri, öneri, tanıtım ve yayınlanmasını istediğiniz yazıları bize iletin.
Almanya ve Avusturya’nın edebiyat gündeminde, Peter Handke’ye bağımsız olduğu varsayılan bir jüri tarafından verilmiş Heinrich Heine Ödülü’nün şehir yönetimi tarafından geri alınması var.
“Bir varmış bir yokmuş; ormanın birinde kendini çok kurnaz sanan bir tilki yaşarmış. Tilki, bir gün gerçekten çok acıkmış ve bir çiftliğe gitmeye karar vermiş.”